Mutlu olma sanatını iyi bilen bir kadın Kadriye Pelitçi

25
0

Röportaj: Gülseren Şenyüzlü

Yaşam onun için küçücük bir mum değil; onun yaşamı bir meşale… Ve o meşalesinin her gün daha fazla ışık saçması için elinden geleni yapıyor.

Bu röportajımda, onu ağırlayacağım. Öyle güzel anlatıyor ki yaşamını, ben dinlemeye doyamadım… Kadriye Pelitçi. Eskişehir doğumlu, hayallerinin peşinde koşan 4 kız annesi bir kadın.

İşini seviyor musun?

2011 ‘de Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Temizlik İşleri’nde sokakları süpürmek, çevreyi temizlemek üzere işe başladım. Ve işim bana önce özgürlük, sonra heyecan getirdi. Sokakları süpürdükçe mutluluk beni buldu…

Nedir bu Eko Show ?

İşe girdiğimde ocak ayıydı. Bir-iki ay sonra arkadaşlarımın dilinde Eko Show’un çalışmaları da başlar artık diye bir muhabbet dolaşıyordu. Sordum: ”Nedir bu Eko Show?“

Bir sene önce kurulmuş, temizlik işçilerinden oluşan bir grupmuş. Çöp kovaları davul, süpürge saplarını da baget olarak kullanıp müzik yapıyorlarmış.

İnanması güçtü benim için, nasıl çaldıklarının hayalini bile kuramadan olur mu hiç öyle şey, olsa da ne kadar güzel olabilir ki diye düşünüyordum.

Bir arkadaşım, sen de katıl çok eğlenceli oluyor dedi. Ben de yanıt hazır, HAYIR; YAPAMAM…

Bana göre değil, müzik kim ben kim, işim olmaz diye düşünüyordum.

Arkadaşım zaten sadece senin istemenle olmaz, hocamız var o görecek. Öyle herkesi almıyor gruba deyince iyice merak etmiştim.

Önce çocuklarınla mı paylaştın EKO SHOW’u?

Akşam eve gidince çocuklarıma anlattım Eko Show’u. Onlar da baktı ben hevesliyim, büyük kızım git anne sana da değişiklik olur. Beğenmezsen, yapamazsan da çıkarsın seni zorla tutmayacaklar ya dedi. Ama şehir dışına gidiyorlarmış, kalıyorlarmış dedim. Bizi düşünme ben kardeşlerime bakarım dedi.

Haftada bir Çarşamba günleri sabahtan öğlene kadar Eko Show’un provaları oluyordu. Ben de adımı yazdırdım gidececeğim, çok da merak ediyordum. Bakalım istesem bile hoca beni alacak mıydı gruba.

Çarşamba sabahı gittik. Yirmi beş kişilik bir grup, aynı ekiple çalıştığım için çoğunu da tanıyorum. Tanımadıklarımla da tanıştım hepsi iyi insanlardı.

Ardından Halil İbrahim Eker müzik hocamız geldi, tanıştık. Kadriye Hanım sen biraz seyret saat 10’da çay molamız var kahvaltıdan sonra deneriz bakalım neler yapabileceksin dedi. Tamam dedim.

Çalışırken kullandığımız çöp kovalarını ve kestikleri süpürge saplarını almışlar ellerine, hocanın komutuyla başladılar çalmaya. Onlar çalıyor, ben ağzım açık seyrediyorum.

Erkin Koray’ın Çöpçüler şarkısını çalıyorlar. Fakat bilinenin aksine kör olası çöpçüler değil de kara gözlü çöpçüler olarak çalıyorlar.

Sonra bir arkadaş çıkıyor rap söylemeye başlıyor. Konser için hangi şehire gidiliyorsa o şehrin özelliklerine göre söz yazıyor ve söylüyormuş.

Rap yapıyorlar, o bitiyor samba salsa çalıyorlar…( tabi ben bu ritimlerin isimlerini sonradan öğrendim)

Bu arada ben, müziğin ritmine kendimi uydurmuş, aşkın şaşkın sanki ünlü bir müzik grubunu seyreder gibi ritim tutuyorum.

Derken, sıra bana geldi, hadi bakalım gel, dedi hoca.

Sokaklarda görüyorsunuzdur, küçük demir sallanan çöp kovaları var onlardan birinin önüne geçirdi, bir kere üste bir kere alta vuracaksın dedi. Ben neden bilmem korktum, yapamam hocam, katılmayacağım, dedim.

Hocam, ekibe siz devam edin, dedi. Onlar çalarken biz bir köşede konuştuk.

“Neden katılmıyorsun.” dedi. Çok güzel çalıyorlar, ben yapamam zaten müzikle hiç aram yok, çok zor görünüyor dedim. Hem çocuklarım da küçük eşimden yeni ayrıldım, sorumluluğum çok bir de bu şarkıları aklımda tutamam öğrenemem dedim.

Hocam: “Bence katılmalısın, müzik en iyi terapidir, biz burada büyük bir aile gibiyiz, sıkıntılarımıza dertlerimize beraber çözüm ararız. Sen öğrenemem diyorsun; ama benim işim, öğretmek müziği sevdirmek. Çoğu insan müzik dersi almak için para ödüyor, sen bu imkâna ücretsiz bir şekilde sahip olacaksın bu fırsatı kaçırma, bak hem sen mutlu olursan çocuklarını da daha iyi yetiştirirsin.” dedi.

Son söylediği söz beni çok etkilemişti. Müzik sayesinde ben iyi ve mutlu olacaktım çocuklarıma da öğrenmenin, mutlu olmanın yaşı olmadığını gösterecektim. Tamam, hocam dedim katılıyorum. Aldım sopaları elime vurdum bi aşağı bi yukarı.

Tak tak tak tak…

İlk konserde neler hissettin?

Bir ay geçiverdi ve hocamı konser vereceğimizi söyledi. Beni aldı mı bir korku…. Eyvah, n’apacaktım daha öğrenememiştim bile.

Katıldığım ilk konser Porsuk Çayının üzerindeydi. Heyecanım gözümden anlaşılıyor olacak ki hoca gözünü benden ayırma, elimle işaret verdiğimde öğrettiğim gibi vur, sen yaparsın dedi.

Başladık çalmaya. Çok kalabalıktı. Eskişehir halkı Eko Show’u biliyor, seviyor, herkes toplanmış şarkılara eşlik ediyor, bir bayram havası var ben de işaret geldikçe vuruyorum. O coşkulu alkışlar beni de yüreklendiriyor. O an anladım ki ben çaldıkça mutlu oluyorum.

O yaz pek çok konser verdik.

Aradan altı yedi ay geçmişti ben küçük kovadan orta boy kovaya geçtim. Yeni davulum daha güzeldi. Kendi davulumun üzerine gazoz kapaklarından Eko, yanımda çalan arkadaşımın davuluna da Show yazdık.

Yani grubun adı bizim davullarımızdaydı ve ben terfi etmiştim. Bu benim için bi gururdu.

Ben bu işi yapabiliyordum, öğrenmiştim. İstanbul, Balıkesir, Bilecik, Bozüyük, Afyon, İzmir’in çeşitli ilçeleri( Konak, Bademli, Dikili) gibi pek çok yeri gezdik konserler verdik.

Hem konser verdik hem tatil yaptık. Gittiğimiz yerlerdeki halk bizi çok güzel karşıladı hem biz mutlu olduk hem onlar eğlenip mutlu oldu.

Biz konserlerimizde işimiz gereği çevre temizliğine çok dikkat çektik. Her konserimizde üstüne basa basa doğayı koruyalım, çevreyi temiz tutalım, çocuklarımıza yaşanabilir temiz bir dünya bırakalım dedik. Böylelikle kendi mesleğimize, önemine dikkat çekmiş oluyorduk.

Televizyon programları, başka şehirlerde konserler, sana , senin yaşamına neler kattı?

Beş sene sonra ben de bu ekipte çalmada ustalaşmış grubun bel kemiği olan arkadaşlarımın yanında yerimi aldım.
Yeni davulum daha büyüktü. Ben öğrendikçe, ilerledikçe hem davulum büyüyor hem de gruptaki yerim değişiyordu. Artık her şeyi çalabiliyordum; hatta gruba yeni katılan arkadaşlarıma öğretmeye çalışıyordum.

“İzmir Marşı” en sevdiğim parçadır hala.

Fox Haber’de İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat’e konuk olduk. Çok güzel günlerdi.

Ramazanlarda ilahiler çaldık.

Sambalar, salsalar, jazz, rap, oyun havaları, türküler, pop şarkıları yani Aşık Veysel’in Uzun İnce Bir Yoldayımından Ferdi Tayfurun Ben de Özledimine, Akdeniz Akşamlarına kadar pek çok şarkı çaldık, söyledik.

Tabi her zaman en son parça Çöpçüler oldu.

Ben on senedir Eko Show grubunun elamanıyım. Bu on sene içinde ben de çok değiştim.

Özgüveni daha yüksek, daha çok şehir gezip görmüş, en önemlisi de müzikle mutlu olup “ mutlu, başarılı, kendi ayaklarının üzerinde durabilen, hayata umutla bakan çocuklar” yetiştirmiş onlarla ve kendisiyle gurur duyan bir kadın oldum.

Şimdi yeni bir yaşama yelken açıyorsun, neler hissediyorsun?

On gün önce emekli oldum. Çok güzel anılar biriktirdim, çalışma yaşamımda.

İşten ayrıldığım için değil ama Eko Show’dan ayrıldığım için üzülüyorum.

Bana çok şey katan hocam Halil İbrahim Eker’i ve çok güzel günler geçirdiğim arkadaşlarımı, kısacası Eko Show’u çok özleyeceğim.”
diye bitirdi sözlerini.

Aferin Kadriye , yaşam yolculuğunda çok iyi iş çıkardın demek geldi içimden… Ve ben mutluluğun peşinden koşarken kendini bile geçen Kadriye’ ye hayranım.

Mutluluk hep seninle olsun
Kadriye PELİTÇİ

YORUM YAZ

Lütfen bir mesaj yazınız
Lütfen isminizi yazınız